Eveeet
Tam da düşündüğüm gibi oldu. İlk filmle ilgili bu sitede bir yazı yayımlamıştım [bkz : Twilight 1.0] Serinin ikinci filmi “The Twilight Saga New Moon“ için gezegenin her köşesinde yaratılan “marketing” stratejisinin nasıl başarılı olduğunu bizzat yerinde tespit ettim sevgili okurlar. Gösterime girdiği sinemalarda en az 2-3 salonda kendisine yer bulan Twiligth Saga New Moon için yer bulmak epey sıkıntılıydı. İkinci filmde yönetmen koltuğuna Chris Weitz oturmuş ama film sinema sanatına, ilk filmde olduğu gibi “hiç bir şey” katmıyor, filmin hedef kitlesinin zekasını küçümseyen diyaloglar ve görüntüler yine birbirini izliyor.
Bella (Kristen Stewart) ile Edward (Robert Pattinson) arasındaki “efsanevi” aşkı yansıtan ağır çekim görüntüler, kısık gözler, depresif klişelikten artık kitsch boyutuna geçmiş diyaloglar vs ikinci filmde de devam ediyor merak etmeyin
Bella’nın doğum günü ile açılıyor ikinci film, Cullen’ların evindeki doğum günü kutlaması, Bella hediyeleri açarken kağıt kesiği nedeniyle parmağının kanaması “patlak gözlü” vampir oğlan Jasper’ın (Jackson Rathbone) kendini yitirmesi ile mahvolur. Bu olayın ardından Edward derin(!) sorgulamaları sonucunda tam da eski Türk filmlerindeki zengin oğlan/kız’ın yari incinmesin diye kendinden uzaklaştırmasına benzer bir sahne ile Bella’yı terk-i diyar eder. Bella, Edward’ın kendisini terk etmesinden dolayı büyük(!) depresyonlara girer, arkadaşlarından uzaklaşır, ilk filmde silik bir karakter olan Jacob (Taylor Lautner) Bella’nın depresyonuna ilaç olur. Kafası karışan Bella, Edward’ın yokluğunda, sonradan kurt adam (Werewolf) olacağını öğrenen Jacob’a -biraz da kaslı vücuduna hasreten diyelim- meyleder. Bu gel-gitler içinde Jacob’a bir yandan ümit verip diğer yandan da adrenalinli vaziyetlerde Edward’ın halisünasyonlarını gören Bella’nın içine düştüğü ikilem bizi yorar da yorar..
Filmde Jacop’ın havada kurda dönüşme sahnesi dışında dişe dokunur bir görsellik yoktur, tabi British Columbia‘nın nefis doğa manzaralarını da es geçmeyelim. Filmin tek iyi yanı bunlar evet
Üstelik fragmanlarında heyecan uyandıran havada kurda dönüşme sahnesi, bir çok Vampir-Lycan (Werewolf) karşıtlığını konu alan filme göre -mesela Underworld- sönük kalıyor..
Film üzerine söylenecek bir söz yok, vampir mitolojisi ile ilgili klişeleri yıkmak istediğini iddia eden yazar Stephenie Meyer, başka tüm klişeleri sulandırma pahasına bağrına basmış görünüyor, kitabını okumadım ama okuyanlardan duydum ki, filminden pek farkı yokmuş. Peki nedir bu Twilight fenomeni? Ergen, sivilce sıkan genç kızları tavlamak mı? Bir yönüyle böyle evet, ancak bundan daha fazlası da var gibi geliyor. Yani hem bu kadar klişe, kitsch bir şeyi film diye kakalayacaksınız, yüzyılların vampir tipolojisini dişsiz, romantik, rujlu goygoyculara döndüreceksiniz, hem de bu film böylesine bir ilgiyle karşılanacak?! Akıl alacak gibi değil doğrusu.. Derinden gelen, edebiyat ve sinema anlayışı mı bu mu olacak yoksa? Ya da egemen sistem aptallığına doyamadığı ergenleri daha da mı aptallaştırmak istiyor? Hiçbir vampir filminde – her ne kadar çoğu kez aristokrat, zengin, soylu ve ölümsüz olsalarda- vampir olmak bu denli arzu edilir göstermemişti. 13 – 18 yaş nesli ergen kızların bir çoğunun kafasında vampir olmak fikri gezinmiştir eminim.
Sinema salonundaki ergenlerle birlikte bazı sahnelerde baya kıkırdadık, özellikle Bella’nın vampir olduğu gelecekte -yine eski Türk filmlerinde ki gibi- ormanda koşmaca vardı ya hahahah valla lan
Finalinde de, Edward Bella’ya evlenme teklif edince Bella “hık” dedi
İlk filmde de demiştim, gitmeyin bu filme yazık paranıza.. ha dersen ki para benim, bişi demem sen bilirsin..


Yağmurlu bir pazar gecesinde, yapılacak en güzel iş ya evde oturup CNBCE dizilerini izlemek ya da kente iyi bir film gelmişse gitmektir. Biz ikinci seçeneği tercih ettik, Yapımcılığını 




