Arşiv Ekim, 2008

İnsanlığın sanalı bile bol gelir

27 Oct 2008

Aşağıda Radikal Gazetesi Editörü ve Sanal Alem sayfasının yazarı Serdar Kuzuloğlu’nun Blogger’ın Kapatılması ile ilgili bir yazısı var, yorumsuz alıyorum, yoruma gerek yok çünkü!

Serdar Kuzuloğlu

Serdar Kuzuloğlu

İçinizden eğlenmek geçmeye görsün… Piknik için kuşanırsın pijimaları, alırsın mangalı; kaymakamlık yasak koymuştur. Mangal piknik ortamı için en fena yarendir ama bunca meraklısı varsa insan kaymakamdan yasak yerine bir ‘çözüm’ beklemez mi? Bizde beklemez…
Eline birayı alıp sahilde dalgaları seyretmek istersin; tepende ‘birileri’ biter. Kimi zaman rozetli, kimi zaman ‘yetkili’. İçirmezler…
Sevgilinle bir yerde oturup iki çift laf etmek istersin; işin o kısmıyla yetkili olanlar belirir hemen görev aşkı ve zihin disipliniyle harlanmış hırslarıyla. Nizamın tokmağının gölgesi serindir.
Hepsini sineye çekip, geleceğe havale edip okuyup tahsil yapayım dersin; kapıdaki kuyrukta ümitlerin bir bir yıkılır. Sonra canının çektiğinden gayrı puanının yettiği birinde okuyup mezuniyet yıllığına göz rengini değiştirip hoyrat bir gülüşle bezediğin fotoğrafını yerleştirirsin. O mutluluğun yersizliğini aynı fotoğrafı yerleştirdiğin özgeçmişinin çöpü boyladığı iş görüşmeleri sayesinde kısa sürede anlarsın.
Alıp başını gitmek istersin. Önce devlet hepi topu 60 sayfalık pasaporta asgari maaş kadar para ister. Gitmek istediğin ülkeyse akla gelen her şeyi… Sen unutmuşsun tabi şairin yıllar önce söylediğini: “En azından üç dil bileceksin/ En azından üç dilde / Ana avrat dümdüz gideceksin. / En azından üç dil / Çünkü sen ne tarih ne coğrafya / Ne şu ne busun / Oğlum Mernuş / Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun”.
Ey Mernuş, senin neyine öyle uzaklarda kefeni yırtıp da kötü örnek olmak geride bıraktıklarına? Bir sille de vize kuyruğunda yersin… Hem de seninle aynı ülkenin vatandaşı olan birinin elinden.
İsyan edip isyan edersen siyah boyayı yemiş tahta copu böğrüne yiyince anlarsın ki o da izne bağlı… Islah olmazsan fişi dosyana basarlar da her yerde; hatta tatil için gittiğin beldede bile gün yüzü göremezsin.
Eğlenemezsin, gezemezsin, tozamazsın, eğitim alamazsın, içinde kalamazsın, arkanı dönüp kaçamazsın, bağıramazsın, çağıramazsın, kafana göre düşünemezsin, düşünsen de söyleyemezsin, merak edip soramaz, sinirlenip kızamazsın.
Böylesine bir kısılmışlık içinde yine de insansındır. Ve ne mutlu ki senin yaşadığın dönemde her türden insanları daha önce hiç olmadığı tarzda birleştiren bir şey vardır. Dalarsın içine futbolu, siyaseti, pornosu, şakası, kukası; gezersin, tozarsın. İçine bir şeyler katar, ukde eritirsin. ERİTİRSİN HA?
Unutmuşsun iyice… Sen öyle bir diyardasın ki neyi, ne zaman, ne şekilde, kimden, nerede, ne kadar öğreneceğin de bellidir. Rastlantılara göz yummayı göze alamayacak kadar ‘dertle’ yoğrulmuştur bu topraklar.
100 memleketten 10 binin üstünde bilimci toplanıp dünyanın oluşumunu yeniden canlandırmak için dünyanın en büyük deneyini yapıyormuş, öteki uzaya kalkan koyup lazer destekli uzay savaşının hesapları peşinde koşuyormuş, beriki içecek temiz suyu bile olmayan ülkesinde internet üstünden her sene neredeyse senin borcun kadar para kazanıyormuş; ne gam?
Sen evrim teorisine dair bir şey okuyabiliyor musun ondan haber ver. Ha, bir de okusaydın? Okulda öğretiyorlar ama internette ayrı… Ora-ya şimdilik mahkemeler bakıyor hamd olsun.
Senin kurucuna hakaret edebiliyorlar mı? Nasıl da kapatıyorlar, değil mi? Acaba yapılan kapatmak mı yoksa senin gözüne perde çekmek mi? Ben kendi evimden çatır çutur giriyorum da, ondan sordum. Ama sen en iyisi düşünme böyle zararlı şeyleri; bak yakında ona da yasak gelecek çünkü.
Bunlar iyi günlerin. Çin gibi arkadan dolaşıp ‘yasak deldi’ diye cezalandırılacağın günler uzak değil. Şimdilik geç dalganı düzenle…
Bu internet değil mi içine yerleşen bir e-muhtırayla memleketi hop oturup hop kaldıran? Öyle hafife de almak olmaz. Atatürk’e hakaret ediyorlarmış. Silin demişsin, silmemişler. Dön sırtını, göm kafanı toprağa, bas küfrü-kalayı. Sen koskoca, köklü bir ülkede yaşıyorum diye bellemişsin ama bir bakmışsın bir pankartla, bir siteyle, bir videoyla, bir parça baş beziyle darmadağın olmuşsun.
Hele hele pornografi varmış; çocuklar, gençler kötü etkilenirmiş. Lisede haftada 4 saat cinsel eğitim dersi varken böyle şeylere ne gerek var ki? (Ah, yoktu değil mi?) E, sokakta kedi köpekler var onları seyretsek? Gerçi pozisyon yaratıcılığı adına pek de örnek alacak tarzda değiller ama onlarınki soy soylama, boy boylama telaşı, sizin gibi zevk, şehvet düşkünü sapkın hayvanların türünden değil.
Terör propagandasını, devlet sırrı ifşa etmeyi, evrim teorisini, telifsiz şarkı ve filmi hepsini tam halletmiş, köküne kibrit suyu ekmiştik ki şimdi de Süper Lig çıktı başımıza. Lig TV’den seyretmek yerine sen oturup blog sitelerinin sayfalarına yerleştirdiği video kliplerden izlersin golleri ha? Oysa kurulum bedava artı bilmem kaç ay bedavaydı sırf senin güzel hatırın için.
Bu bok çukuru içinde debelene debelene top-luca batmaya mahkûmmuşuz meğer, ne kader…

Yazının Adresi : M.Serdar Kuzuloğlu – İnsanlığın sanalı bile bol gelir

Üç Maymun (Three Monkeys)

26 Oct 2008
Three Monkeys

Three Monkeys

Nuri Bilge Ceylan‘ın yeni filmi “Üç Maymun” u izledim. Türk – Fransız – İtalyan ortak yapımı olan film Nuri Bilge Ceylan’ın beşinci, Cannes Film Festivali yarışma bölümüne kabul edilen üçüncü filmi. Nuri Bilge Ceylan Üç Maymun filmi ile Cannes Film Festivali’nde “En İyi Yönetmenödülünü aldı. Ayrıca film 81. Oscar Ödüllerinde yabancı film aday adayıdır. Film IMDB‘de 10 üzerinden 7,7 notu almıştır. Bu filmde görüntü yönetmenliği üstlenen Gökhan Tiryaki‘nin usta işini de anmadan geçmek haksızlık olur.

Başrollerini Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Şungar ve Ercan Kesal’ın paylaştığı film; zaafların doğurduğu yalanların bir ailenin parçalanmasına dek gitmesini ve ailenin bu parçalanmayı örtbas etmek için gerçeği görmezden gelme çabasını işliyor. Görmeyen, duymayan ve konuşmayan Üç Maymun’u oynamanın gerçeği ortadan kaldırıp kaldıramayacağı ve bunun neticesine ne kadar masum kalınabileceğini sorguluyor. Film, seçimler öncesi muhalefet partisinden aday olan işadamı Servet’in (Ercan Kesal) ıssız bir yolda arabasıyla kaza sonucu bir adamı öldürmesi ve bu kazanın sorumluluğunu almamak için o sırada arabada bulunmayan şoförü Eyüp’e (Yavuz Bingöl) para verip yalan söyleterek kendisinin yerine hapse girmeye ikna etmesi ile başlar. Servet ile Eyüp’ün karısı Hacer (Hatice Aslan) arasında şekillenen ilişki, İsmail (Ahmet Rıfat Şungar) tarafından farkedilince, önce oğul ile anne arasında sessiz bir gerilim başlar. Eyüp’ün bir sene sonra hapisten çıkışı ve değişen şeyleri farketmesi, ardından İsmail’in “namusu temizlemek” için Servet’i öldürmesi ile sarpasaran ve aile içinde konuşulmayan gerçek, aileyi parçalanma noktasına kadar götürür. Eyüp, İsmail’in hapse girmemesi için, aynen patronun kendisine yaptığı gibi, cinayeti para karşılığı üstlenmesi için, bir kahvede yaşayan kimsesiz bir gence teklif edecektir…

Filmden Bir Sahne

Filmden Bir Sahne

Nuri Bilge Ceylan sinema kariyerine “Koza” adlı kısa metrajlı bir filmle başladı. Daha ilk filmi ile Türk Sinemasına kendi özgün dilini ve rengini yansıtmayı başaran Nuri Bilge Ceylan, ardından çektiği üç uzun metrajlı filmleri “Kasaba“, “Mayıs Sıkıntısı” ve “Uzak” ile devam etti. Yönettiği filmlerin senaristliğini de üstlenen Nuri Bilge Ceylan filmlerinin çoğunda (Üç Maymun hariç) genelde profesyonel oyunculara yer vermemiştir. Doğaçlama tadıyla örülmüş ve çoğu kez durağan ancak bu durağanlığı nefis fotoğraf karelerine dönüştüren anları ile kendine özgü bir dil yaratan yönetmen, gündelik hayatın sıradanlığı içerisinden üzerinde düşünülmesi gereken öyküler çıkarır. Filmlerinde karakterlerin iç dünyaları, sessizliği, duyguları beyaz perdede çeşitli renklere dönüşür. Mayıs Sıkıntısı ve Uzak filmleri ile kendi sinemasının doruğunu sergileyen yönetmen, son filmi Üç Maymun ile bu anlatıl(a)mayanı seslendirmesi ile diğer filmlerindeki tavrından -bana göre- ayrılmıştır. Önceki filmi Uzak’ta “yabancılaşma” nın yorumlanması büyük ölçüde seyirciye bırakılmışken, Üç Maymun’da ki “gerçeğin örtbas” edilmesi konusu esnek değildir. Bu toprakların çıkardığı en özgün yönetmenlerden biri olan Nuri Bilge Ceylan, filmleri ile François Truffaut, Andrey Tarkovski, Sokurov gibi hem sinema dilini kendi özgün ruhuyla yansıtabilen, hem de görselliği şiirsel bir şekilde perdeye aksettiren, ülkemizde ve dünya sinemasında özgün bir yönetmen olarak anılacaktır.

Üç Maymun

Üç Maymun

Nuri Bilge Ceylan Officia Site : http://www.nbcfilm.com/home.html
Ntvmsnbc : “Cannes” Dolu Yıllar
Wikipedia : Üç Maymun

BLOGGER KAPATILDI!!!

25 Oct 2008

Blogger

Nasıl bir ülke ve devlette yaşadığınız, size “verilen(!)” hak ve özgürlüklerle ölçülür. Zaten “yönetim”, “yönetilmek” gibi kavramların tartışılmadan kabul edildiği, yani birisinin kendi hayatı ile ilgili kararların başka birileri tarafından alınması ve o kişinin kendisine ait hakları ve kararları başkasına devretmesi yani Demokrasi denilen şey! anlaşılması çok güç şeyler.. Yönetilme ihtiyacını(?!) nasıl tanımladığınızla ilgili bu durum. Google’ın bünyesinde bulunan ve milyonlarca güncenin içinde bulunduğu blogspot uzantılı sitelere ülkemizden erişilemiyor artık!! Sansürün ne olduğunu anlamamız gerek! Sansür FAŞİZM demektir. Yöneticilerin, iktidarın, devletin, otoritenin hak ve özgürlüklerinizi kısıtlaması demektir. Özgürlük olarak tanıtılan internetin ülkemizde yasaklar cennetine dönüştürülmesine dur demediğimiz zaman bu bir süre sonra sanaldan gerçeğe dönüşecek!

Sansür

Sansür

Ntvmsnbc Haberleri :
Blogger.Com’a Mahkeme Engeli
Türk internet kullanıcıları eyleme gidiyor
Ekşi Sözlük : 24 Ekim 2008 Blogger’a Erişimin Engellenmesi
Yahoyt.Com : Blogger Yolları Tıkalı
Bildirgeç.Org : Blogspot.Com Engellendi!

Yasak!

Yasak!

Death Magnetic “Guitar Hero” Versiyonu!

17 Oct 2008

Death Magnetic albümünü sevdik evet, ancak bizi rahatsız eden birşeyler vardı değil mi.. Albüm kulağımızda “patlıyor” gibi görünüyordu, bass gitar duyulmuyor, davul ve vokal geri planda kalıyor gibiydi, buna karşılık Ritm ve Solo gitarlar yüksek desibelde kaydedildiği için”cızırdıyordu“. Bu cızırdamanın sebebi ise plak şirketlerinin 1990′ların sonuna doğru başlattığı “Loudness War” olayı (Gürültü Savaşları) Olay şu, albümde bazı enstrümanlar yüksek mixajla kaydediliyor. Gitarların ve davulların desibeli arttırılıyor. Ortaya “yüksek sesli” bir albüm çıkıyor. Ancak bu kulak düşmanı bir durum. Uzun süreli dinlenildiğinde, albümü baştan sona, ciddi bir yorgunluğa sebep oluyor. Albümün “Guitar Hero” adlı PC oyununda kaydedilen, mixajı düzeltilen versiyonu çok daha güzel. Ben bu versiyonu torrent sitelerinden buldum sizde bulabilirsiniz. (Mesela ŞU LİNK) Gerçektende cızırtı kaldırıldığında daha temiz bir soundla Metallica’nın bu albümü daha güzel. İngiliz Guardian Gazeteside Metallica’nın bu “güzel” albümünün gürültü savaşlarına (loudness war) kurban gittiğini yazmış. (Death Magnetic “Loudness War” Rages On The Guardian) Bir başka blog ise albümlerin dinlenebilirliğini azalttığı gerekçesi ile Stop The Loudness Wars demiş. Metallica’nın bu albümü yeniden düzenleyip çıkarmasını isteyen fanlar ise BU SİTEDE mektup yazmışlar, imza topluyorlar. Ekşi Sözlükte’de konuyla ilgili girdilere bakmak isteyenler bu linke tıklayabilirler.