Arşiv 'resim'Kategori

Pardus™ 2009

07 Sep 2009
Pardus 2009

Pardus 2009 İndir

İşyerindeki bilgisayarıma bu sabah Özgürlük İçin sitesinin gönderdiği Pardus™ 2009′u kurdum efendim. Böylelikle “milli” (!) işletim sistemimizin çıkışından bu yana tüm versiyonlarını denemiş bulunuyorum. İş yerindeki bilgisayarıma kurmamım bir sebebi şu; işteki insanlara Pardus™ u ve dolayısı ile Linux’u (KDE) tanıtabilmek.  Pardus™ 1.0 sürümünden beridir çıkan tüm sürümlerini kullandım ve uzun bir süre “Linux” demek benim için Pardus™ demekti. Demekti diyorum bazı sebeplerden ötürü Pardus™ ‘un bazı konularda Linux felsefesine uygun hareket etmediğini düşündüğümden biraz soğumuş bulunuyorum. Bunlar bu yazının konusu değil :) Sonuçta Pardus™ Linux’tur ve her Linux dağıtımı da candır :D

Pardus™ işyerinde ki donanımı orta halli olan bilgisayarıma yaklaşık yarım saatte kuruldu, Kurulum esnasında geçen Pardus™ tanıtım resimlerini her zaman sevmiş ve zekice bulmuşumdur. Ubuntu’nun da 9.10 sürümünde böyle bir ekranla kurulacağını söyleyebilirim. Pardus™ bu konuda mainstream dağıtımlara bile örnek oluyor. Kurulumun ardından ilk başlangıçta “Kaptan” oldukça sıcak bir karşılama yaptı bana. Onunla temel ayarların hepsini yaptık. Pardus™ un “Kaptan” ı yurt dışındaki bir çok insanın ilgisini çeken bir uygulama, çünkü bir çok dağıtımda böyle bir şey yok. Linux’a ilk kez başlayacaklar için bulunmaz bir nimet. Kaptan’a veda ettikten sonra çıkan 124 MB’lık güncellemeyi de yaptım. Yeniden başlattığımda açılmadı, ancak “Güvenli Kip” te başlatıp tekrar denediğimde çalışır hale geldi. Milky teması oldukça hoş, ancak ben KDE’de Oxygen temasını sevdiğimden temayı Oxygen olarak belirledim. Evdeki bilgisayarımda Ubuntu (GNOME) yanında Kubuntu da kullandığımdan Oxygen teması ile Pardus™ Kubuntu’ya benzedi :) Nedense KDE bir türlü font rendering işini yapmadı. Pardus™ ‘un varsayılan “Sans-Serif” fontunu Ubuntu’da mükemmel buluyorken, Pardus™ ‘ta nedense çok çirkin görünüyor. Kubuntu’da bile -ki KDE dağıtımları içinde Kubuntu pek sevilmez- daha güzel. Pardus™ ‘ta Droid Sans (Google Android OS Fontu) görünce onu deneyeyim dedim, fena olmadı, tavsiye ederim.

Pardus™ KDE 4.2.4 sürümünü kullanıyor. Ben Kubuntu’da 4.3 sürümü kullanıyorum, KDE 4.3, 4.2.4′e göre sanki daha gelişmiş gibi görünüyor. Özellikle KDE 4.3′te klasörlerde ve sistem ayarları menüsündeki “açılır menü” akıllıca. Tabi KDE 4.2.4 sanırım daha kararlı.  Bir çok multimedya programı da her zaman ki gibi Pardus™ ‘ta yerini almış. (Bu konuda Richard Stallman (GNU/Linux kurucusu IT Uzmanı, Hacker) Debian, Ubuntu ve Pardus™ u “özgür olmayan” contrip, multiverse gibi depoları kullandığı için eleştirmişti.) Kubuntu’da ilk kurulduğunda Firefox bile yokken, Pardus™ ‘ta neredeyse tüm medya oynatıcıları yüklü, hatta İnternet menüsü altında Google Gadgets bile var :D bu son kullanıcı açısından oldukça faydalı bir yöntem, ama elbette sistemini fazla programlarla doldurmak istemeyen veya kurulumda istemediği programları sonra kaldırmak zorunda kalanlar için pek sevimli bir durum değil. Pardus™ un Linux’u tanımayanlara da sevdirme ve yaygınlaştırma gibi bir misyonu var, ayrıca devlet kurumlarında da Linux kullanılması hedefi, bu hedefler için yüklü dolu dolu bir Linux mantıklı bir tercih ve devletteki Microsoft egemenliğinin kırılması için de başta Pardus™ ve diğer Linux dağıtımları ilgiyi ve desteği hak ediyor. Open Office 3.1.0 sürümü ve Firefox 3.5.2 sürümü kullanılıyor. Yani Pardus™ daha çok günceli takip eden bir dağıtım.

Elbette bir başka Pardus™ güzelliği olan “Göç Aracı“ndan bahsetmemek olmaz. Göç Aracı ; Diğer işletim sistemlerinde bulunan dosya ve ayarları Pardus™ ‘a aktarmamızı sağlayan bir uygulama, sistemimizde Windows’la birlikte Pardus™ u kullanıyorsak eğer belgelerimizi, resimlerimizi, yer imlerimizi Windows’tan Pardus™ ‘a aktarmamızı sağlıyor.

Gelelim sözün özüne, GNOME kullanmaya başladığımdan beridir, özellikle KDE 4 serisinin etkisiyle, KDE bana nasıl diyeyim şatafatı fazla ama iş yapmaya gelince nazlanan bir “ikoncan” gibi görünmeye başladı :D Kesinlikle çok şık bir masaüstü KDE. Bana göre GNOME kadar da özelleştirilebilir değil, henüz ne işe yaradığını veya kullanıcıya ne gibi artısı olduğunu bilemediğim plasma programcıkları ile dolu. Kısaca KDE görünümü ile çok uğraşmış ama son kertede işlevsellik kısmını biraz ihmal etmiş görünüyor..

Bu da bir ekran görüntüsü benden ;

Pardus 2009

Pardus 2009

Songbird Music Player (Şarkıkuşu Müzik Çalıcı)

25 Nov 2008
songbird

Songbird

Ubuntu 8.10 Intrepid Ibex (Cesur Dağkeçisi) kullanmaktayım. Ubuntu’nun bu sürümü ile ilgili aslında ayrı bir başlıkta birşeyler yazmak gerekiyor ama kısaca bahsedeyim. 8.04′ten 6 ay geçtikten sonra 8.10 çıktı (Ubuntu’da sürüm numaraları, sürümün çıktığı yıl ve ay ile belirtilir, yani 8.10 ; 2008 yılı 10. ay anlamına gelir. Ubuntu her 6 ay’da bir yeni bir sürüm çıkartmaktadır. Bir sonraki sürümü 9.04 yani 2009 yılı 04. ay da çıkacak demektir.) Bir önceki sürüme göre görünüm olarak çok büyük farklılık içermiyor Ubuntu. Gnome sürümü 2.24.1, Kablosuz Ağı otomatik tanıma özelliği çok iyi olmuş. F-Spot geliştirilmiş. Gnome Do ile birlikte kullandığınızda tadından yenmiyor. Ayrıca eğer yeni KDE’yi denemek istiyorsanız. Ubuntu üzerine KDE4.1.2 sürümünü kurabilirsiniz. Böylece Ubuntu Gnome ile KDE Kubuntu’yu birlikte kullanbilirsiniz. Harika değil mi :) Linux işte böyle birşey. Peki nasıl yapacaksınız? Şöyle ;

Önce konsolda (Terminal,Uç Birim) sudo gedit /etc/apt/sources.list
kodunu veriyoruz Depomuza KDE listesini ekleyeceğiz.

Açılan pencerenin en alt satırına ; deb http://ppa.launchpad.net/kubuntu-members-kde4/ubuntu intrepid main yazıyoruz ve kaydedip çıkıyoruz.

Ardından sistemimizi konsoldan sudo aptitude update kodu ile güncelliyoruz.

Daha sonra konsolda ; sudo aptitude install kubuntu-kde4-desktop İşte bu kadar :)

konsolda açılan pencereden “g” tuşuna bakıyoruz ve bir çay veya kahve içiyoruz. KDM ekranı geldiğinde benim tavsiyem öntanımlı olarak “gdm” seçmeniz. İlerde KDE ile ilgili bir sorun yaşarsanız veya olmaz ama KDE’yi kaldırmak isterseniz, sorun yaşamazsınız.

Songbird’den söz edecektim, songbird gecko tabanlı ve mozilla firefox motorunu kullanan açık kaynak kodlu şık ve kullanışlı bir grafik ara birime sahip bir müzik çalıcısı. iTunesa benzeyen arayüzü ile kullanıcı dostu bu müzik çalıcımız, aynı zamanda bir web tarayıcısı da :) evet şaşırtıcı değil mi, Firefox’ta olduğu gibi eklentiler ile özelleştirerek kişiselleştirebiliyoruz. iPod, Shoutcast (Ücretsiz Online Radyo, LastFM gibi) LastFM desteği mevcut, harici mp3 çalıcıları ile senkronize edilebiliyor. Windows ortamına da kurabildiğimiz Şarkıkuşumuz’da müziklerimizi (daha çok mp3 değil mi) özelleştirebiliyoruz daha ne olsun..Tek olumsuz yönü Songbird’ün hem Linux altında hem de Windows’ta RAM canavarı olması…

Songbird sitesine girip indirmek için : http://getsongbird.com/

Lafın kısası Mozillanın Kuşu Ötüyor efendim :) Bir de şöyle Ubuntu’mdan bir ekran görüntüsü ekleyeyim de tam olsun

songbird

Songbird Arayüzü

Üç Maymun (Three Monkeys)

26 Oct 2008
Three Monkeys

Three Monkeys

Nuri Bilge Ceylan‘ın yeni filmi “Üç Maymun” u izledim. Türk – Fransız – İtalyan ortak yapımı olan film Nuri Bilge Ceylan’ın beşinci, Cannes Film Festivali yarışma bölümüne kabul edilen üçüncü filmi. Nuri Bilge Ceylan Üç Maymun filmi ile Cannes Film Festivali’nde “En İyi Yönetmenödülünü aldı. Ayrıca film 81. Oscar Ödüllerinde yabancı film aday adayıdır. Film IMDB‘de 10 üzerinden 7,7 notu almıştır. Bu filmde görüntü yönetmenliği üstlenen Gökhan Tiryaki‘nin usta işini de anmadan geçmek haksızlık olur.

Başrollerini Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Şungar ve Ercan Kesal’ın paylaştığı film; zaafların doğurduğu yalanların bir ailenin parçalanmasına dek gitmesini ve ailenin bu parçalanmayı örtbas etmek için gerçeği görmezden gelme çabasını işliyor. Görmeyen, duymayan ve konuşmayan Üç Maymun’u oynamanın gerçeği ortadan kaldırıp kaldıramayacağı ve bunun neticesine ne kadar masum kalınabileceğini sorguluyor. Film, seçimler öncesi muhalefet partisinden aday olan işadamı Servet’in (Ercan Kesal) ıssız bir yolda arabasıyla kaza sonucu bir adamı öldürmesi ve bu kazanın sorumluluğunu almamak için o sırada arabada bulunmayan şoförü Eyüp’e (Yavuz Bingöl) para verip yalan söyleterek kendisinin yerine hapse girmeye ikna etmesi ile başlar. Servet ile Eyüp’ün karısı Hacer (Hatice Aslan) arasında şekillenen ilişki, İsmail (Ahmet Rıfat Şungar) tarafından farkedilince, önce oğul ile anne arasında sessiz bir gerilim başlar. Eyüp’ün bir sene sonra hapisten çıkışı ve değişen şeyleri farketmesi, ardından İsmail’in “namusu temizlemek” için Servet’i öldürmesi ile sarpasaran ve aile içinde konuşulmayan gerçek, aileyi parçalanma noktasına kadar götürür. Eyüp, İsmail’in hapse girmemesi için, aynen patronun kendisine yaptığı gibi, cinayeti para karşılığı üstlenmesi için, bir kahvede yaşayan kimsesiz bir gence teklif edecektir…

Filmden Bir Sahne

Filmden Bir Sahne

Nuri Bilge Ceylan sinema kariyerine “Koza” adlı kısa metrajlı bir filmle başladı. Daha ilk filmi ile Türk Sinemasına kendi özgün dilini ve rengini yansıtmayı başaran Nuri Bilge Ceylan, ardından çektiği üç uzun metrajlı filmleri “Kasaba“, “Mayıs Sıkıntısı” ve “Uzak” ile devam etti. Yönettiği filmlerin senaristliğini de üstlenen Nuri Bilge Ceylan filmlerinin çoğunda (Üç Maymun hariç) genelde profesyonel oyunculara yer vermemiştir. Doğaçlama tadıyla örülmüş ve çoğu kez durağan ancak bu durağanlığı nefis fotoğraf karelerine dönüştüren anları ile kendine özgü bir dil yaratan yönetmen, gündelik hayatın sıradanlığı içerisinden üzerinde düşünülmesi gereken öyküler çıkarır. Filmlerinde karakterlerin iç dünyaları, sessizliği, duyguları beyaz perdede çeşitli renklere dönüşür. Mayıs Sıkıntısı ve Uzak filmleri ile kendi sinemasının doruğunu sergileyen yönetmen, son filmi Üç Maymun ile bu anlatıl(a)mayanı seslendirmesi ile diğer filmlerindeki tavrından -bana göre- ayrılmıştır. Önceki filmi Uzak’ta “yabancılaşma” nın yorumlanması büyük ölçüde seyirciye bırakılmışken, Üç Maymun’da ki “gerçeğin örtbas” edilmesi konusu esnek değildir. Bu toprakların çıkardığı en özgün yönetmenlerden biri olan Nuri Bilge Ceylan, filmleri ile François Truffaut, Andrey Tarkovski, Sokurov gibi hem sinema dilini kendi özgün ruhuyla yansıtabilen, hem de görselliği şiirsel bir şekilde perdeye aksettiren, ülkemizde ve dünya sinemasında özgün bir yönetmen olarak anılacaktır.

Üç Maymun

Üç Maymun

Nuri Bilge Ceylan Officia Site : http://www.nbcfilm.com/home.html
Ntvmsnbc : “Cannes” Dolu Yıllar
Wikipedia : Üç Maymun

Kaş – Kekova

23 Aug 2008

Tatile Geldik Hacılar :)

Bir sene önce zevcemle birlikte evlilik yıldönümümüzü Adrasan (Çavuşköy) de kutlamıştık. Bu sene Kaş’a gitmeye karar verdik. Tatil sezonu olduğu için uygun pansiyon bulmakta biraz zorlandığımızı söyleyebilirim. Hermes Pansiyon‘da yer ayarladık. Tatile gitmek isteyenler eğer internet üzerinden araştırma yapacaklarsa www.neredekal.com adlı siteye bakmalarını tavsiye ediyoruz.

Antalya’dan yaklaşık 2,5 saatlik bir yolun ardından, Finike-Demre-Kaş arası yorucu virajları da atlattıktan sonra tepenin ardından muhteşem manzarası ile Kaş görünüyor sakın şaşırmayın :) Biz önceden rezervasyonumuzu yaptırdığımız için Hermes Pansiyona doğru yola çıktık. Zaten gidecek olursanız siz de göreceksiniz, Kaş oldukça küçük, biraz hallice bir sahil kasabası gibi görünüyor.. ama gündüz! Hermes Pansiyonun adından etkilenipte içeride eski Yunan’dan, Mısır’dan konuşulduğunu, entelektüellerin toplanma yeri olduğunu zannetmeyin :) Apartmandan apartma bir pansiyon işte, fiyatı uygun hacı ;) temizlikte eh fena değil hani. Öğlen yerleştiğimiz için şöyle Kaş’ı bir gezelim diye düşündük. Küçük Ev adlı lokantada yemek yedik. Dışarı oldukça sıcak ve nemli olduğundan biraz dinlenip yüzmeye gidelim dedik.Yüzebileceğiniz 2 yer var Kaş’ta ; Birisi “Küçük Çakıl“, diğeri “Büyük Çakıl“.. Küçük Çakıl plajı hakikaten de çok küçük bir koy yanyana 3 kişi zor sığıyor :P yok şaka, 4 kişi. Tamam tamam 10 kişi anca ;) suyu da hakikaten buz gibi. Yalnız plaja giden 2 yol var, artık şansınıza, aniden belir! efektiyle ortaya çıkıveren 150 kedi babası olduğu iddiasını taşıyan, büyük göbeği ile birisi beliriverebilir. İki şansınız var. Ya “Sorry, I can’t understand, I can’t speak Turkish” demeniz -eğer Göbek ingilizce bilmiyorsa- ya da üzerinize para almamanız. Eğer paranız varsa ve az buçuk bile ingilizce yoksa, 20 YTL gitti ben diyeyim size, elinizde plastik mavi bilezik ve bir nazar boncuğu ile kendinizi küçük çakılın serin suları önünde bulmanız kaçınılmaz olacaktır.

Old House Pub

O gece Old House adlı puba gittik, çınarın hemen altında, meydanda. Genelde latin, jazz tarzı müziklerin çalındığı hoş bir mekan. Gündüz ile Gece arasında acayip bir fark Kaş’ta, gündüz alelade bir yer, terkedilmiş bir kasaba gibi olan Kaş, gece bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Değişim hakikaten çok şaşırtıcı, ışık okyanusu içinde küçük meydanda, ara sokaklarda hayat cıvıl cıvıl oluyor. Bir çok bardan yükselen müziğin eşliğinde limandaki teknelerin, yakamozun oluşturduğu ahenk görülmeye değer.. Kaş gece çok güzel bir yer haline geliyor..

My Love and Me

Ertesi gün, madem geldik o halde neden Kekova‘ya gitmiyoruz diye sorduk kendimize, Parasailing, yamaç paraşütü (paragliding), ve aletli dalış (scuba diving) gibi aktiviteleri de var parası olana tabi (Broşürden Alıntı : “Kaş’ı Kalbimizde Dalsak da mı Saklasak, Dalmasak da mı Saklasak DALIŞ!” O anda ben ve eşim büyük travmanın kenarından döndük deyim siz anlayın) “Altı Camdan” (Glass Bottom) olan bir tekneyle saat 10 gibi Kaş Limanından ayrıldık. Bu bizim ilk tekne gezimiz, ilk tekne gezisine çıkacak olanlara uyarısı olan insanlardanız artık :) ) Çay için!! Asla çay servisi yapanları reddetmeyin ASLA! ne zaman “Abi çay?” deyip tepsiyi uzatanda sen sakın ol “abi almayayım” deme! Yoksa 4 bardak içmişsen ödersin 3 bira 2 çay parası ansızın, o sebeple diyelim ki adam 10 sefer mi yaptı 10 seferde de alacaksın!! 4.’de “abi yeter” mi dedin yandın ey dost!! (10 bardak çay 3 biradan ucuzdur) :) ) İşin şakası bir yana tekne yönetiminin 35 YTL’lik bilet parası yetmiyormuş gibi, bir de içerde ZORLA çay,meşrubat,bira “ittirme” çabasını anlayamadım. Neyse yaklaşık 8 saatlik (mesai gibi lan, ama eylenceli :P ) mükemmel tur yaptık. Lahiti, Roma kalıntılarını, Kral mezarlarını gördük.. Meis’i, Kale Köyü (ada), Lahit adasını, Batık Kent’i gördük.. Tersane koyunda, Akvaryum koyunda, Karaloz koyunda, Burç koyunda yüzdük.. Yaklaşık 2500 yıl önce meydana gelen deprem sonucu Akdeniz’e gömülen şehirden geriye çok bişey kalmamış, çömlekler, sütunlar, araba lastikleri falan kalmış, evet evet araba lastikleri :) )

Harry's Bar

Akşam Harry’s Bar’a gittik. Çünkü bir an kulaklarımıza “Zombiiee, Zombieee uaaah ooaaah” sesleri çalınınca Ahanda dedik, Rock Bar’ mı YOKSA!!! Tam olarak değil ;) Barın sahibi İrfan soft rock seven bir genç, sinevizyon eşliğinde bu tarz parçalar çalıyor. Küçük bir bar, Lonely Planet adlı sitede krokisi, adresi ve telefonu var : http://www.lonelyplanet.com/worldguide/turkey/kas/entertainment/1000449426 Eşime tam hadi kalkalım dediğim anda “Red Hot çalarsa kalalım mı?” demesi, ardından “Californication” parçasının çıkması!! Benim de “Kız para dileseydin ya lan” deyip hanzoluk etmem… :) )) Velhasılkelam güzel bir günü sonlandırmak ve Osiris ile Horus arasında süregiden düşmanlığı irdelemek için pansiyonumuz Hermes’e gittik :P Ayrıca rock müzik dinlemek isteyenler için Mavi Bar ve Sun Bar adlı yerler önerildi. Mavi’yi dışardan gördük, fena değil gibi duruyor, çalınan müzikler hard’n heavy ama gelenler tiki gibi :) Metallica’dan “Sad But True” duyduğumuzu düşündüğümüz Sun Bar’a gidemedik, çünkü yerini bulamadık :’((

Kaş, Küçük Çakıl

Tatilimizin 3. gününde sanki bana Kaş bitmiş gibi geldi, hani gezdik dolaştık eee?? İnternet cafe, gazete, yemek vs güneş batmaya yakın Büyük Çakıl’a gitmek için oyalandık. Güneş batmaya yakın gidelim dedim çünkü üstünüze afiyet beyaz tenimin büyük kısmı kırmızıya döndüğü ve acıdığı için efenim, öyle yapsak daha iyi olur diye düşündüm ben. Büyük Çakıl, plajımtrak tadıyla küçük çakıla göre hallice durumuyla sosyal bi alan. Ama ben Kaş yerli girişicimsinde ki aktifliğe hayran kaldım, daha Büyük Çakıl’a bismillah demişken arkamızdan “Hallo, Hallo, Heeyy” sesleri yankılandı vadide. “Yemek yersen, şezlonga para vermezsin, yemezsen paranı alırım” tadında ki, mecburen her iki anda da yolunacaksam madem ucuz olsun deyip, 2 kahve içip yırtma çabamız var ki o da takdire şayandı. Buradan okuyuculara sesleniyorum “Oğlum, iki adım yer hacı, yürüyün taksiye 600 metre için 10 YTL verip de tüm gün plajda “La Nooli, Nooldu Lan az önce” diye düşünmeyin” derim ben. Plajın olayı şu ; şimdi yer alabildiğine kaya, çakıl falan bir de baya tsunamsi dalgalar düşün, işte yüzemiyorsan bunun adı eğlence anladın mı.. Olayı bu Büyük Çakıl denen yerin (giremedim diye kıskanmadım!!) Akşam yürüdük tabi, insan deneyimleyerek öğrenen bi canlı.. Kaş yine olanca güzelliği ile önümüze çıkınca, İkimiz de durduk biraz, oturduk, canlılığı içimize çektik, insanları izledik, müzikleri dinledik.. Kaş gece çok güzel..

Kaş ;