Sonisphere 2010 Istanbul


Bundan 2 yıl önce, 27 Temmuz 2008 yılında Metallica Ali Samiyen Stadyumuna gelmiş, daha önce dünya gözüyle göremediğimiz Metallica’yı bu kez kaçırmamak için soluğu stadda almıştık. Hatta izlenimlerimi blogumda yazmıştım. (Bkz : 27.07.2008 Metallica Istanbul Soul!)

Efendim 2010 yılında Uluslararası bir festival olan Sonisphere’in ülkemize de uğrayacağını öğrendiğimizde ve gelen Metal gruplarının listesini gördüğümüzde “hadi lan1 demiştim (en azından ben dedim) Aylar öncesinden de son günkü (27 Haziran) kadroyu izlemek için tribünlerdeki yerimizi ayırttık, gönül isterdi ki, sahne önü olsun, belki bir daha ki sefere, hayırlısı. 25 Haziran’da Rammstein’ın nasıl performans sergilediğini medyadan okuduğumuzda da konserlerin “dadından yinmez” kategorisinde geçeceğine ikna olmuştuk. Festivalin ikinci günü ile ilgili bir bilgim yok ama eminim Manowar ve Accept ortalığı kasıp kavurmuştur. Bizim olayımız “Big Four” çünkü. Düşünsenize, sahnede Anthrax ardından Megadeth yetmezmiş gibi Slayer ve üstüne de Metallica. OHA derler ama demeyin çünkü doğru 🙂 Evet doğru olmasına doğru da ne olduysa Anthrax’tan sonra ses sistemi s.çtı. Megadeth’in kaderi midir, şanssızlığı mıdır yoksa bir komplo mudur bilemiyorum. Dave Mustaine’i duyduğumuzda gitarları duyamıyorduk, gitarlar duyulduğunda Dave’in sesi gidiyordu 😦 Anthrax muhteşemdi ama, harikaydı. Ne yazık ki çok fazla dinlemediğim bir grup, biliyorum bu bir ayıp, telafi ederiz telaşa mahal yok. Anthrax gün görmüşlüğün, tecrübenin verdiği özgüvenle o yaşlarına rağmen sahnede fırtına gibiydiler!

Megadeth dediğim gibi grup süper ama ses sistemi berbattı!! Holy Wars ile girdiler, Peace Sells, Hangar 18,  Tornado of Souls, Symphony of Destructin falan duyduk yani.

Slayer harikaydı sahnede. War Painted Blood, War Ensemble, God Hate Us All, Raining Blood, Angel of Death, Season in the Abyss, Mandatory Suicide parçalarını çaldılar. Slayer sahne performansı ile hayran bıraktı..

Gelelim günün headliner grubu Metallica’ya, Akşam karanlığı çökerken İnönü Stadyumunu doldurmuş herkesin (bu arada saha silme metalci doluydu, tribünlerinde %85’i dolu desen 35-40.000 kişi vardı) Metallica’yı beklediği sabırsızlıklarından hissediliyordu. Ecstasy of Gold girdiğinde delirmiş gibiydik. Çünkü bu az sonra Metallica’nın sahne alacağının habercisiydi. Creeping Death ile konsere giren Metallica daha sonra ; For Whom The Bell Tolls, Fuel, The Four Horsemen, Fade To Black, That Was Just Your Life, The End of The Line, Sad But True, Welcome Home (Sanitarium), All Nightmare Long, One, Master of Puppets, Blackened, Nothing Else Matters, Enter Sandman. Bu listenin ardından Metallica iki cover parça çaldı. Konseri Seek and Destroy parçası ile tamamladı. Metallica kendisinden önce çıkan o 3 büyük gruptanda büyük bir grup olduğunu ve neden headliner olduğunu bariz bir şekilde kanıtlamış oldu kanımca..

Long Live Heavy Metal!
Metal Up Your Ass!

İlgili Kaynaklar ;
* Sonisphere Istanbul
* Ekşi Sözlük

Reklamlar

“Sizi Görüyorum”


Avatar Movie

James Cameron’ın üzerinde 11 yıl çalıştığı, son 4 sene de filmin teknik altyapısının hazırlandığı yeni filmi “Avatar” gösterime girdi.

İnsan uygarlığının fetih güdüsü, kendi gezegenini yaşanmaz hale getirdikten sonra sıra “Na’vi” lerin, yerlilerin, o muhteşem gezegenindeki maden, enerji, için kendisini gösteriyor. İnsaoğlu/kızının doğaya bakışını saldırganlık üzerinden kurması, doğayı ele geçirilecek, fethedilecek, ekonomik araca dönüştürecek bir saha olarak kurgulamasının sonuçlarını biliyoruz. Cameron, gezegenimizdeki bu vahşeti, bir başka gezegenin, doğayla son derece uyumlu yaşayan yerlilerin gezegeninde gösteriyor olması sanırım çok daha etkileyici oldu.

2154 yılında Dünya üzerinde “yeşil” hiç bir şey kalmadığı için, çoğunluk işgalci/saldırgan hissin kemikleştiği, somutlaştığı askerlerden oluşan insanların işgalci gücü yeni gezegen “Pandora” kolonisine egemen olmak, çok para getirdiği için o güzelim doğanın altındaki madene ulaşmak amacıyla emperyalist (galactic colonialism) politikalarına koyulurlar.. Eğer insanın/egemenin ihtiyacı olan bir şeyin üzerinde oturuyorsan/yaşıyorsan kaçınılmaz şekilde düşmansın..

Filmde çok açık şekilde Pandora uydusuna saldıran uygarlık Amerikan uygarlığı, Pandora kolonisinin sakinleri, yerlileri Na’vi’lerse açık bir şekilde animist kızılderililer olarak sembolize edilmiş, tabi “şok ve dehşet” operasyonu sırasında siz onları, Afgan, Irak’lı, Filistin’li olarak ta okuyabilirsiniz. İnsanlar, Pandora uydusundaki havayı doğrudan soluyamadıkları için, Yerleşkenin bilim kurulları DNA’sını kopyaladıkları Na’vi bedenine sahip “Avatar” adı verilen yapay bir bedene, bir bilgisayar aracılığı ile bağlanarak, yerlilerin yaşam şekillerini ve dillerini öğreniyorlar. Yürüme yeteneğini yitirmiş asker Jack Sully’in (Sam Worthington) ilk başta “ajan” olarak katıldığı bir görev, daha sonra Jack’i işgalci güce karşı direnişin en önemli unsuru haline getiriyor. Bu arada Hint kültüründe Avatar ; Tanrıların yeryüzüne indiklerinde kullandıkları şekil, kabuk anlamını taşıyor. Bu bilgiden hareketle, kendisine göre uygarlık/teknoloji anlamında daha ilkel olan Na’vi’lere giden insanın bu kibri kendisini Tanrı olarak kurgularken seçtiği Avatar adı oldukça anlamlı…

Neytiri

Pandora uydusunda kabileler olarak yaşayan, doğa ile tamamen uyumlu ve barışık humanoid, mavi renkli, insana göre oldukça uzun boylu, animist kızılderili Na’viler ellerindeki ok ve yay dışında hiç bir silaha sahip değiller, Ikran adını verdikleri ejderhamsı canlılar ile karşılıklı “seçme” anlayışına dayalı bir binit ilişkileri var, ağaçları, bitkileri, hayvanları ve üzerindeki insanları (Na’vi’ler) birbirleri ile iletişim halindeler. “Eywa” adını verdikleri bir Doğa Anne Tanrıça inancına sahipler. Doğadan enerjiyi “ödünç” aldıklarını ve öldüklerinde doğaya enerji iade ettiklerini biliyorlar. Yaşamak için bir hayvanı öldürdüklerinde tıpkı Animist kızılderililer gibi, hayvandan özür dileyen, onun canını aldıkları için içten bir üzüntü duyan kültüre sahipler.. Öte yanda “Gök İnsanları” Dünyalılar ise, herşeye egemen olma fikrini kanıksamış, “diyet kola ve kot pantolonla” kandıramayacaklarını anladıkları yerlilerin içinde yaşadıkları Büyük Ağaca ölüm yağdırıyorlar ki, altındaki “çok para” eden madene ulaşabilsinler… Filmin son 40 dakikası, yaşadıkları yeri korumak için cılız bir karşı koyuşu “teröre karşı terör o halde” mantalitesi ile yerle bir etmeye çalışan Gök İnsanlarına karşı, Eywa’nın hayvanlarının da katıldığı destansı bir direniş sergiliyorlar…

James Cameron’ın “hayatının projesi” kesinlikle büyük beklentilerinizi karşılayacak bir anlatıma ve görselliğe sahip, üstelik Bush politikalarına karşı ABD vatandaşlığını da reddeden yönetmen nefis bir politik eleştiriyi, ekolojik ruhu da filmine yedirmiş hatta onun üzerine kurgulamış. Muhakkak görmenizi istiyorum.. Çünkü Na’vi’ler “Bizi Görüyor”

İlgili Bağlatılar ;
http://www.avatarmovie.com/
IMDB Avatar (IMDB Notu : 8.7 oldukça iyi bir rakam ki daha fazlasını da hakediyor)
Radikal Gazetesi Uğur Vardan’ın Yazısı : ‘Avatar’lık Onuru İnsanlığı Yenecek…

Fullmetal Alchemist (鋼の錬金術師 Hagane no Renkinjutsuşi, Metal Simyacı)


Fullmetal Alchemist
Fullmetal Alchemist

Hayranları tarafından FMA veya Hagaren şeklinde kısaltılan ve Hiromu Arakawa tarafından yaratılan “Fullmetal Achemist” (鋼の錬金術師,  Hagane no Renkinjutsuşi, Metal Simyacı) animesi, aylık Shonen Gangan dergisinde manga (japon çizgi romanı) olarak yayımlanıyorken, 2003 yılında anime (japon animasyonu, çizgi film) olarak televizyonlarda gösterilmeye başlandı. Yaklaşık 1 yıl boyunca yayımlanan animenin dünya çapında bir hayran kitlesi oluştu. Eylül 2005 ve 2006 yılında TV Asaşi’nin internet sitesinde yayımlanan bir yarışma ile gelmiş geçmiş en iyi anime seçilmiş ve 2005 yılında Anime Insider tarafından “yılın animesi” seçilmiştir. 2005 yılında Fullmetal Alchemist Conqueror of Shamballa (Şambala Fatihi) adıyla anime filmi de çekilmiştir. Film dizi bittikten sonra devamı niteliğinde, 1927 yılı Almanyası ile alternatif veya paralel dünya Amestris (Shambala) arasında birbirlerini yitiren kardeşlerinin hikayesini anlatmaktadır.

Karakterlere ve kısa tanıtımına gelince ; Edward Elric ile kardeşi Alphonso Elric nerede varolduğunu bilmediğimiz –ancak Conqueror of Shamballa filminde bazı ipuçları olan– alternatif bir dünyada Amestris adlı ülkede Resembool köyünde yaşamaktadırlar. Bu alternatif dünyada simya bilimi temel bilimlerden sayılmakta ve yetenekli simyacılar devlet tarafından alınıp ayrıcalıklı bir hayat karşılığında State Alchemist (Devlet Simyacısı) olarak çalışabilmektedirler. Yakın geçmişte Amestris Ishibal ile bir iç savaşa girişmiş ve devlet simyacıları bir nevi “insan-silah” olarak Ishibal halkının büyük bir kısmını yoketmiştir. Bu iç savaş neticesinde devlet simyacılarına halk arasında korku ve nefretle karşık bir saygı duyulmaktadır. Alphonso ve Edward kardeşler, küçük yaşta babaları tarafından terkedilmiş ve anneleri de bir salgın hastalıktan dolayı ölmüştür. Kardeşlerin simya (alchemy) olan ilgisi ve yetenekleri ve elbette çaresizlik sebebiyle Simya dünyasında bir tabu sayılan “insan dönüştürme – ölüyü canlandırma” dönüşüm çemberini kullanarak annelerini geri getirmek isterler. Ancak Simya dünyasında “eşit takas” denilen bir kural mevcuttur ki bur kurala göre dönüştürmek istediğin şeyin karşılığında ona eş bir şey daha vermen gerekmektedir. Annelerini geri getiremedikleri gibi Alphonso bütün bedenini abisi Edward’da sol bacağını kaybeder, iyice umutsuz duruma düşen Edward kardeşinin ruhunu sağ kolu pahasına geri getirir ve bir zırha bağlar, Edward’ında sol bacağı ile sağ kolu yeline automail denilen robot kol ve bacak takılır. Zaten “Fullmetal” ismini de bu sebeple alacaklardır. Böylece sezon boyunca devam edecek olan bedenlerine yeniden kavuşma amaçlı yolculuk başlamış olur…

2009 yılında ilk anime 20 bölümlük manga aslında sadık bir yeniden çevrimle piyasaya sürülür. (Fullmetal Alchemist – Brotherhood) Çizgi dizinin henüz bitmediği, cevaplanmamış bir çok soru ve son bölümdeki süpriz şüphe ile anlaşılmaktadır, merakla devamının çekilip çekilmeyeceği beliyoruz.

FMA ile ilgili diğer kaynaklar ;
* Fullmetal Alchemist Wikipedia TR
* Fullmetal Alchemist Wikipedia EN
* FMA Bölüm Listesi (Anime)
* FMA Bölüm Listesi (Manga)
* FMA Fan Sayfası EN
* Anime.Gen.TR FMA Sayfası
* Ekşi Sözlük FMA

Michael Jackson Öldü…


Tüm dönemlerin en acayip, en değişik, en başarılı pop sanatçısı M.Jackson’ın dün kalp krizinden öldüğünü öğrendim. (Kandil Gecesinde) Gittikçe beyazlayan derisi ve çocuk tacizleri iddiaları gündeme gelen M. Jackson eminim her türden müzik dinleyicisinin en az bir parçasıyla ilgisini çekmiştir.. Thriller albümü ile dünyanın en çok satan şarkıcısı unvanının yanısıra King of Pop (Pop’un Kralı) unvanını da hayranları tarafından kendisine verilmişti. İlginç ve unutulmaz klipleri, neredeyse histeriye varan konser şovları ve herhalde gezegene hediye ettiği Moon Walk ile her daim insanlığın ortak hafızasında kendisine bir yer bulacak..MoonWalker filmindeki 45 derecelik açı ile öne eğilme sahnesi ve moonwalk yürüyüşünün yer aldığı kısa video hafızamızı tazelesin

Hoşçakal M. Jackson..